top of page

DENGE


Soru: “İktisat’ın temeli dengedir”. sözünü faiz-enflasyon-sebep-sonuç ilişkisi üzerinden, yani “hangisi sebep, hangisi sonuç” tartışmaları üzerinden doğrulayabilir miyiz ya da açıklayabilir miyiz?


Bunu şu şekilde açıklamak isterim izin verirseniz:

Efendim, Sayın Cumhurbaşkanı diyor ya “faiz sebep, enflasyon sonuç” biz de diyoruz ya “yanlış, enflasyon sebep, faiz sonuçtur.”

Evvela, teorik olarak bizim dediğimiz doğru yani enflasyon faizin sebebidir. Çünkü faiz enflasyona göre belirlenir ve reel faizde pozitif tarafta kalmak gerekir, bu nedenle faiz belirlenirken enflasyona bakılır. Bunlar hep aynı kapıya çıkar. Enflasyon sebep faiz sonuç.

Burada “belirlenir” sözüne takıldığınızı tahmin ediyorum ve şu soruyu duyuyorum:

“Hani serbest piyasa ekonomisinde dövizin fiyatı (kur) da dahil bütün fiyatlar arz ve talebe göre piyasada belirlenirdi ve faiz de bir birim varlığın kullanımından (faydasından) yararlanmaktan belirli bir dönem vazgeçmenin karşılığıydı yani paranın bugünkü değerinden vazgeçmenin fiyatıydı. O zaman onun da piyasada belirlenmesi gerekmez mi?


Evet elbette. Zaten piyasa teorisinde faizin de başka türlü belirlendiğine dair bir kabul yoktur. Ancak mal ve hizmetlerin piyasa fiyatının belirlenmesinde bile kamu otoritesinin bir marjı (rolü) vardır. Arzı ve talebi yönlendirebilir politikayla. Yine politika aracılığıyla faizi bir enstrüman olarak kullanır ve bir piyasa oyuncusu gibi (tabi en güçlü piyasa oyuncusu olduğunu piyasa teorisi de kabul eder) piyasayı etkilemeye çalışır. Tabii burada anayasadan ve kanunlardan kaynaklanan yetkilerle piyasanın düzenlenmesini ve denetlenmesini de içeren birtakım ayarlamalar, bunu bir etkileme çabasının ötesine taşır. İşte piyasa teorisinin (ve pratiğinin) de kabul ettiği müdahale bu şekilde olur. Anlaşılacağı üzere burada dolaylı olarak piyasanın belirlediği; kamu otoritesinin (Merkez Bankası) ise doğrudan belirlediği bir faiz söz konusudur. Kamu otoritesi, tümüyle serbest midir? Hayır, piyasaya bakması, arzı, talebi ve diğer birçok parametreyi değerlendirerek hareket etmesi ve -burası çok önemli- teoriden kopmaması gerekir. Sayın Cumhurbaşkanının büyük hatalarından birini bu noktada görüyoruz… “belirlenir” sözüne takılanlar için açıklayıcı olabilmişimdir umarım. Devam edelim:


Enflasyon sebep faiz sonuç. Teori kısmını izaha çalıştık ama beyin işte durmuyor ya tersini bir düşünelim hem Sayın Cumhurbaşkanımıza hak veririz belki! Tersini düşünelim ama “faiz sebep enflasyon sonuç olursa ne olur ya da olur mu?” şeklinde değil. Ya nasıl? Bakın şöyle:

Efendim, iktisat matematikle sıkı fıkı olduktan sonra pek çok yazarın dilinden literatüre girdi doğrusal, dairesel ya da döngüsel gibi ifadeler, uzun zamandır da kullanımda, Doğrusal hareket, adından da anlaşılacağı üzere bir doğru üzerindeki hareketi tanımlar ve İktisatta bazı durumları açıklamak için kullanılır. Mesela artış, azalış kavramları doğrusal olarak ifade edilir. Öyle ki bir malın fiyatındaki artış, azalış bir doğru üzerinde gösterilir. İşin içine başka parametreler girdiğinde; örneğin malın artışına/azalışına bağlı olarak değişen talep miktarını, arz miktarını; makro düzeyde ise mesela bir ekonomide işsizlikle enflasyon arasındaki ilişkiyi, doğruyla değil eğriyle gösteririz. Lakin doğrusal hareketin karşıtı konumunda asıl olarak döngüsel (dairesel) hareket öne çıkar. Peki nasıl?

Ne dedik: enflasyon var, yani fiyatlar sürekli biçimde artıyor ve bunun etkilediği pek çok parametre var, daha doğrusu etkilemediği bir şey yok ekonomide. “O nedenle enflasyon bir ekonomi için halledilmesi gereken en önemli meseledir.” Peki, bu durumda faizi neye göre belirleyeceğiz? (Sayın Cumhurbaşkanı gibi düşünmeye başladık) diyelim ki piyasadaki başka göstergelere bakacağız, para arzı, talebi, döviz arzı, talebi vs. Baktık, likiditeyi bir türlü ayarladık ama gözün takılmamasının imkansız olduğu bir nokta var o da reel faiz! Eğer yabancı para rezervin yeterli olsaydı, yani ihtiyacın çok fazla olmasaydı belki bir süre bakmazdın ama ihtiyacın varsa ve reel faizin negatif tarafta ise teorin bir de burada çöküyor. O da ne faiz de enflasyonu mu tetikliyor yoksa. Normalde tetiklemez. Zira sıkı para politikasının gerekli olduğu bir dönemde, faiz artışının iç talebi de daraltmasıyla beraber enflasyon görülmez. Ancak dengelerin bozulduğu bir ekonomide bu politika gereği kur gerilese de dış ticaret hadlerinde bozulmalar iç piyasa dengesizlikleri, üretim yetersizliği vb. maliyet artırıcı yani maliyet baskısının azalmasını engelleyici pek çok faktör nedeniyle enflasyonist baskı oluşabilir? Sayın Cumhurbaşkanı, bunu görse hemen “ben demedim mi” der ama bu, onu haklı çıkarmaya yetmez. Anlatmak istediğim şu: İktisatta döngüsel hareket sıkça görülür. Enflasyon sebep faiz sonuçtur bu kesin ama belli koşullar altında faizin de enflasyona neden olması mümkündür. Daha doğrusu faiz artışına rağmen enflasyon düşmeyebilir. Ancak bu faiz artışından sonra da görülen enflasyon (düşürülemeyen enflasyon) yeni faiz artışlarının da nedeni olur. Yani bir teorinin tersini ispata çalışırken teoriyi doğrulamış oluyoruz. İşte Sayın Cumhurbaşkanının günün sonunda olacağı göremediği gerçek de bu.





Burada basit bir döngü var, ben dikkati çekmek için koydum, doğruluğu elbette tartışılabilir (zira bilim doğru kabul edilenleri sorgulamak içindir) ama bugün için tartışmasız bir doğru var ki o da İktisatta birbirini etkileyen parametrelerle bu türden çok şekil türetilebilir. İktisat bir sosyal bilimdir ve tüm bilim dalları gibi aksi ispat edilene kadar doğruluğu kabul edilen kanunlara, kurallara dayalıdır. İşte bunların ortaya çıkış biçimleri, çıkaranları, kişileri, kurumları, olayları, neden sonuç ilişkileriyle, tarihsel bilgi birikimi meydana gelir ki bu koskoca iktisat Tarihi’dir. Pek çok bilim dalından farklı olarak bütün Dünya, tüm insanlık biraz daha somutlaştırırsak; kabaca ekonomik faaliyetlerin ortaya çıktığı, devlet kavramının filizlenmeye başladığı zamanlardan bu yana eksiksiz tüm insan toplulukları, tüm ülkeler bu tarihe katkı vermişlerdir. Bilim tarihi, bir yönüyle teoremler tarihidir. İktisat tarihinde de teorisyenlerini unutturmuş, kendi adıyla anılan teoriler bulunur ama asıl damga vuran, bir kavramdır. Denge.


İktisatta denge kavramı çok önemli bir yer tutar. Batı dillerinin temelini oluşturan Latince kökenli “equlibrium” sözcüğünün ve batı dillerine geçmiş biçimiyle eq, ec, eco sözcük ve eklerinin köken birlikteliğinin ya da farklılıklarının incelenmesi zihin açıcı olacaktır.

Denge, ekonominin amaçlarından biri olmuştur. Pek çok iktisatçı “denge” mevzusuna eğilmiş ve teoremler ortaya atmıştır. Aslında ekonominin basit tanımında da; (sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçlar arasındaki optimum denge”) gördüğümüz dengeye varmak İktisatın hem teorisinde hem de pratiğinde temel amaçlardandır.


Bir ekonomi düşünün, her şey kötü gitmektedir; enflasyon vardır, hatta faizler de yüksektir, üretim planlı değildir, kalkınma planlı değildir, dolayısıyla yoktur, büyüme var denilir ama kendine bir faydası yoktur yani reel gelir artmıyordur, dahası borçluluk felaket boyutlarda, tüketim karşılaştırmalı algısal yöntemlerle sersemletilmiş, başı kesik tavuk gibi bir hareketi, seyri, kimliği vardır. Ekonominin bugününü ve geleceğini belirleyecek ve aslında “bir o olsa şansımız olurdu” diyeceğimiz kalkınma carilerinde umutsuz vakadır, mesela, eğitimde bugüne ve geleceğe dair hiçbir umudu kalmayan insanlardan müteşekkil bir camia söz konusudur, “her şeyin başı sağlıktır” deyip kalkınma lokomotifi olmasını bırakın sağlığın kendine dermanı kalmamış hali umutları tüketiyordur. Velhasılıkelam iler tutar bir yanı yoktur ama yine de ekonomi denge arar.


Denge arayan ekonomide, ekonomi üzerine tartışmaları bile işe yarar bir seviyeye getirmek gerekir. Enflasyon-faiz-sebep sonuç tartışmalarından faydalı bir sonuç çıkarmak ancak şu şekilde mümkün olabilir:


Dengeli bir tartışma ortamı, iktisadi analiz sonuçlarıyla beslenmiş ve bu sonuçları gösteren doğru örnekleri halka anlatmayı misyon edinmiş yönetici ve diğer iktisadi aktörler tarafından oluşturulmalıdır. Analiz yaparken, bu analizlere dayanan politikayı belirlerken hatta halka anlatırken ihtiyaç duyduğumuz şey, aradığımız yerdir, denge. Ekonominin aynı biçimde ona ihtiyaç duyduğunu unutmamalıyız.


Fatih Namlı


(Oluşturma: 02. 2022, güncelleme: 03. 2022)

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
#TURP RAPORU#

Farzettin düşüncelidir. Efendisinin üstüne gelen siyasi rakiplerine cevap yetiştirmek için yeni şeyler bulması istenmiştir. “buldum!” ...

 
 
 
KARAKONOMİK HİKAYELER

Gayeli Hanım Veda Ediyor!   Başkanlık binası, hiç olmadığı kadar gürültülü idi.  Dedikodu alabildiğine; kedi-köpek sesinden, makine...

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page